EN UFAK BİR TACİZ OLURSA KİMSEYE DANIŞMAYIZ GEREĞİNİ YAPARIZ


EN UFAK BİR TACİZ OLURSA KİMSEYE DANIŞMAYIZ GEREĞİNİ YAPARIZ
Tarih : 16 Haziran 2017, 12:24
Puan Ver : En Ufak Bir Taciz Olursa Kimseye Danışmayız Gereğini Yaparız(6/10)8


 Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Portekiz RTP kanalına bir mülakat  verdi. Erdoğan, geçen ayki ziyaretinde Başkan Donald Trump'a yaptığı  uyarılara rağmen ABD'nin Rakka operasyonunu PYD/PKK ile gerçekleştirmekte ısrar  ettiğini söyledi.  "Anlıyorum ki, bunlarla el ele, kol kola olduklarına göre demek ki  (terör örgütü olarak) kabul etmiyorlar ve şu anda terörist örgütle işbirliği  halinde Rakka'ya giriyor." diyen Erdoğan, şöyle devam etti: "Biz kendisine diyoruz ki, gelin bunu beraber yapalım. Bir terör  örgütüyle bunu niye yapıyorsunuz? Amerika gibi güçlü bir devlete bir terör  örgütüyle beraber hareket etmek yakışır mı? Bunu kendilerine söyledik ve bunu  kabul etmemiz mümkün değil. Ama baktık ki ısrarlılar, bize düşen de hayırlı olsun  dedik, o kadar. Ama şunu da söyledik: Eğer ülkemize en ufak bir taciz olacak  olursa biz kimseyle bunu danışmayız, konuşmayız, gereğini de yaparız."



 Cumhurbaşkanı Erdoğan, ABD'nin Halep'in PYD/PKK kontrolündeki Kobani  (Ayn el-Arab) ilçesinde inşa ettiği havaalanına değinerek, "Bu havaalanının  inşasıyla birlikte tabi oraya yarın uçaklarını da indiriyor. İndirecek. Onunla da  oraya yerleşecek. İnsana sormazlar mı, siz bunları niye yapıyorsunuz, niye  buralara giriyorsunuz?" ifadesini kullandı.



 NE YAZIK Kİ SADECE TÜRKİYE'YE KARŞI AB UYGULADI



 Erdoğan, Türkiye'nin hala Avrupa Birliği"ne üye olup olmak  istemediğiyle ilgili bir soruya, Avrupa Birliği'ne fiili olarak 1959 yılında  başvurulduğunu, 1963'te resmi başvurunun yapıldığını ve 1963'ten bu yana yaklaşık  54 yıl geçmesine karşın hala AB kapısında bekletildiğini belirterek, "Bu kadar  uzun süre Avrupa Birliği kapasında bekletilen bir başka ülke yoktur. Ve o günden  bugüne de sadece 14 faslın içerisinde bir faslın aç-kapası yapılmıştır, diğer  fasıllarda açma var, kapama yoktur, ki bu uygulamalarda da aslında olmayan bir  şeydi, bunu sadece Türkiye'ye karşı ne yazık ki Avrupa Birliği uyguladı" dedi.



 Başbakan olduğu yıllarda üye sayısının 15 ve fasılların sayısının da  15 olduğunu daha sonra bu fasılların sayısının 35'e çıktığını ve üye sayısının  28'e çıktığının altını çizen Erdoğan, "Avrupa Birliği Müktesebatını yerine  getirme bakımından Türkiye kadar aslında başarılı olan bu yeni alınan ülkeler  içerisinde ülke yok, Türkiye çok daha başarılı, çok daha mesafe alan bir ülke,  gerek Kopenhag Kriterleri, gerekse diğer fasıllar noktasında. Diyoruz ki, açın  fasılları, çalışalım, nerede eksiğimiz varsa söyleyin, biz bunları süratle yerine  getirelim." ifadelerini kullandı.



  Erdoğan konuşmasının devamında şunları belirtti: "Avrupa Birliği Türkiye'ye verdiği sözü tutmamıştır, sözleri  tutmamıştır. İşte bunlardan mesela bir tanesi, geri kabul anlaşmasıyla ilgili  vize meselesidir, bir diğeri mülteciler meselesidir. Mülteciler konusunda Türkiye  biliyorsunuz şu anda 3 milyon Suriyeli ve Iraklı mülteciyi kendi topraklarında  ağırlamaktadır ve yaptığımız şu ana kadar harcama, yatırım 25 milyar doların  üzerindedir. Avrupa Birliği ise bize vermiş olduğu sözleri şu ana kadar yerine  getirmemiştir. İşte bize verdiği söz, 'biz size 3 milyar dolar 2016 Temmuz'unda  vereceğiz ve 2016 sonuna kadar bir 3 milyar avro daha vereceğiz' demişlerdir,  fakat şu ana kadar bize verilen 725 milyon avrodur, 725 milyon avro. Şimdi bu  karşılıklı sadakat olmazsa, dayanışma olmazsa biz bu yükün altından nasıl  kalkarız? Ve şu anda da tabi biz elimizden gelen bütün imkânlarla bu mültecilerin  Akdeniz'de boğulmasına, Ege'de boğulmasına fırsat vermeyelim istiyoruz, elimizden  gelen her türlü gayreti göstermeye devam ediyoruz. Ama vize meselesi, bunlar hala  kaldırılmadı, bu sıkıntı hala devam ediyor. Yani Latin Amerika ülkelerine,  düşünün, Schengen noktasında imkân veren Avrupa, Türkiye gibi müzakere sürecinin  içinde olan ülkeye vermiyor, anlamakta zorlanıyoruz."



Bazı Avrupa ülkelerinin hükümetlerine Nazi benzetmesinin arkasında  olduğunu ve geçmişteki faşist Nazi uygulamalarının günümüzde de özellikle Türk  vatandaşlarına karşı devam ettiğinin altını çizen Erdoğan, "Benim Aile ve Sosyal  Politikalar Bakanımı arabanın içerisine mahkûm eden ve kendi Başkonsolosluğuna  sokmayan bir anlayış bir Nazi dayatması değil de nedir, bir faşist dayatma değil  de nedir? Benim Dışişleri Bakanıma uçuş izni vermeyen bir anlayış acaba neyle  izah edilebilir? Daha ileri gidiyorum, konuşmaya müsaade vermeyen bu bazı Avrupa  Birliği üyesi ülkeler bu davranışlarını neyle izah edecekler?" dedi.  Erdoğan, Nazi ifadesinin davranış biçimleriyle alakalı olduğunu ve bu  davranış biçimleri devam ettiği sürece bunun tanımının başka izahı olamayacağını  söyleyerek, "Mesela ibadethaneler yakılmıştır, bazı Türk dernekleri yakılmıştır,  camları kırılmıştır ve kundaklama hareketleri yapılmak suretiyle bazı Türk  soydaşlarımız bizim oralarda ölmüşlerdir. Bakın hala bir NSU davası orada devam  etmektedir. Niye Avrupa Birliği içerisinde bu değerlendirilmiyor? Almanya'ya  bunun hesabı niye sorulmuyor? Biz vatandaşlarımızın hakkını aramayacak mıyız?"  ifadelerini kullandı. Mağdur  ve mazlum duruma düşen vatandaşlarının haklarını  aramaya devam edeceklerinin altını çizen Erdoğan, bunların çifte vatandaşlık  hakkını elde etmiş Türkler olduğunu belirtti.



  "Avrupa Birliği'nin ülkeleri yeri geldiği zaman Türkiye'yi insan  hakları açısından hesaba çekiyorlar, kendilerine göre hazırladıkları raporlarda  birçok hakaretler var. Önce bir defa gidin de şu anda kundaklama hareketlerinin  yapıldığı ve terör örgütlerinin cirit attığı Avrupa Birliği üyesi ülkeleri hesaba  çekin." diyen Erdoğan, şu anda Avrupa Birliği'nin terör örgütü listesinde yer  alan PKK'nın Avrupa Parlamentosunda cirit attığını ve koridorlarda terörist  başının posterlerinin görüldüğünü ve Parlamento binasının önünde çadırlar  kurduklarını kaydetti. Bunları samimiyetsiz anlayışlar olarak gördüğünü  vurgulayan Erdoğan, Avrupa Birliği üyesi ülkelerin bir kısmının bundan vazgeçmesi  gerektiğini belirtti.



ABD'DE BURADA YERİNİ ALSIN...



Cumhurbaşkanı Erdoğan, Trump'ın "İran Ortadoğu'yu dengesizleştiriyor"  söylemiyle ilgili fikrinin sorulması üzerine, şöyle konuştu:  "Şu anda biz Suriye'de Rusya-İran-Türkiye olarak Astana'da beraber  çalıştık. Amerika'ya da çağrı yaptık 'gelin beraber çalışalım' diye. Amerika  büyükelçisi de bu çalışmaya katıldı. Bizler üst düzeyde bu çalışmaları yaptık ve  Astana süreci devam ediyor. Bu tabi Cenevre'ye bir alternatif süreç değil. Ama  Suriye sorununu çözmeye yönelik bir adımdır. Bu konuya ilgili olarak  Rusya-İran-Türkiye 3'lü mekanizması çalışmalarını sürdürüyor. Biz de diyoruz ki,  Amerika da burada yerini alsın. Suudi arabistan da burada yerini alsın. Beraber  bu çalışmaları sürdürelim."



 Türkiye'nin bölgede İran'la ayrı düştüğü konuların yanı sıra ortaklık  yaptığı konular da olduğunu vurgulayan Erdoğan, "Bütün mesele, bunları masada  oturarak, görüşerek süratle en ideal biçimde diyelim ki bir Suriye, bir Irak  sorununu nasıl çözeriz? Çünkü bölgede şimdi siz İran'sız bir Irak meselesini  çözemezsiniz. Bu görüşmelerde İran'ın da bulunması gerekiyor. Suriye'ye gelince,  orada da yine İran'ı bu işin dışında tutmak bu işin çözümüne fayda getirmez.  Nitekim rejim İran'la çalışıyor mu? Çalışıyor. İran'ın mezhebi noktadaki  yayılmacılığında Suriye bir alan mıdır? Bir alandır. Irak bir alan mıdır?  Alandır. Ama ben bu yayılmacılığı mezhebi yayılmacılıktan öte bir Pers  yayılmacılığı olarak görüyorum. Ve bu Pers yayılmacılığını da tabii doğru  bulmadığımı özellikle ifade etmem gerekir." ifadelerini kullandı.



  ANLAM İTİBARİYLE BARIŞ OLAN İslam İLE TERÖRÜ NASIL YAKIŞTIRISINIZ?



  Erdoğan, terör örgütlerinin İslam'la anılmasından duyduğu rahatsızlığı  dile getirerek şöyle konuştu: "Şimdi bu saydığınız bir defa örgütler birer terör örgütü. Bunları  kesinlikle İslam'la yan yana getirmeyin. İslam'la bunların yakından, uzaktan  alakası yok. DEAŞ, kesinlikle bir terör örgütüdür, İslam'la alakası yoktur. El  Kaide aynen bu şekildedir. Bölgede şu anda terör örgütleri kaynıyor. Biz bir  Müslüman olarak bir defa terörün her türüne karşıyız. Terörün her türüne karşı  olan samimi bir Müslümanın teröristlerle yan yana konmasını kabul etmemiz mümkün  değil. Mesela son zamanlarda Avrupa'da veya farklı yerlerde İslami terör ifadesi  kullanılıyor; kesinlikle böyle bir şeyi kabul edemeyiz. Kimsenin böyle bir ifade  kullanmaya da hakkı yoktur. Çünkü İslam, kelime itibariyle, anlamı itibariyle bir  barış dinidir."



  İslam'ı terörle bağdaştırma hatasına Batılı ülkelerin de düştüğünü  dile getiren Erdoğan, şunları kaydetti:  "Ne demek İslami terör? Anlamı itibariyle barış olan İslam'a terörü  nasıl yakıştırırsınız? Biz Hristiyani terör diyor muyuz? Demiyoruz. Semavi  dinlerin hiçbirine böyle bir şeyi biz bugüne kadar yakıştırmadık. Böyle bir şeyi  de yakıştıramayız. Onun için Vahhabilik olayı vesaire falan bunların hepsi bizim  İslami anlayışımızın dışındadır. Biz sadece bir Müslüman olarak, İslam dininin  mensubu olarak hiçbir insana, zulme taraftar değiliz. Hiçbir ülkeye zulme  taraftar değiliz. Bütün bunların hepsinin karşısındayız ve her şeyde orta yolu  tutarız ve aşırılıkların da karşısında dururuz. Ve bu konuyla ilgili olarak da  ben şunu söyleyeyim: Gerek dinimizin, gerek Sevgili Peygamberimizin ortaya  koyduğu ilke şudur: Bir insanı öldüren, tüm insanlığı öldürmüş gibidir. Ölçü bu,  biz buradan hareket ederiz. Onun için de terör bizim dinimizde yeri olmayan bir  kavramdır. Dolayısıyla bunu kimse de İslam'la yan yana söyleyemez, anlatamaz ve  bu İslam'a çalınmış bir kara leke olur."



 ÇOK CİRRİ KUMPAS VAR



Katar ve bazı Arap ülkeleri arasındaki krizle ilgili soruya Erdoğan,  şöyle yanıt verdi: "Katar bizim, yani benim 15 yıllık Başbakanlık ve Cumhurbaşkanlığım  döneminde yakından, çok iyi tanıdığım bir ülke. Ve şu anda Katar'a yapılan  uygulamanın doğru olmadığını görüyorum. Katar'a yapılan bir başka ülkeye olduğu  zaman biz orada da o ülkelerin yanında hep yer aldık. Yani bir taraftan gıda  ambargosuydu, bir taraftan ne bileyim başka türlü ambargolardı vesaire.. Bunların  hiçbirini kabul etmedik. Bir defa şu ana kadar ben çok değişik ülkelerle de buna  yönelik telefon görüşmeleri yaptım, 15'i falan buldu ve onlara bu konuyu tabii ki  anlatıyorum. Ve burada aslında çok ciddi bir kumpas görüyorum ve bu şık değil.  Katar, halkının büyük bir çoğunluğu Müslüman olan bir ülkedir. Şu anda ona karşı  böyle bir hareketi, yaptırımı uygulayanlar da Müslüman. Müslüman Müslümanla, hele  hele böyle bir Ramazan ayında böyle bir yaptırıma gitmemesi gerekir, bunu bizim  diyalog yoluyla çözmemiz gerekirdi. Şu anda da biz istiyoruz ki bayrama kadar  diyalog yoluyla bu çözülsün, gayretlerimiz bunun için. Bu konuda Suudi Arabistan  Kralı Hadim-ül Haremeyn Şerifeyn burada bu adımı atabilir. Ve en büyüğü olması  hasebiyle de Körfezin, hele hele Körfez İşbirliği Konseyinin bu konuda atacağı  bir adımla bu iş çözülür. Ve şu mübarek Ramazan ayında Suudi Arabistan'a bana  göre yakışan da budur. Temenni ederim ki bayrama kadar bu iş çözülsün ve Suudi  Arabistan burada büyüklüğünü ortaya koysun."



 Erdoğan "Türkiye acaba Katar'ı savunma noktasına kadar hazır mı?  Burada bir çatışma veya savaş çıkarsa Türkiye'nin savaşa girmesi söz konusu mu?"  sorularına karşılık "Bakın bunlar beklenen, istenen, arzu edilen şeyler değil.  Biz bir defa bölgede böyle bir şeyi asla istemeyiz. Fakat şu arada biliyorsunuz  Amerika'nın orada üssü var, Fransa'nın üssü var ve bu üslerin orada kurulmasına  kimse ses çıkarmazken biz bölgenin güvenliğine yönelik 2014 yılında gelen talep  üzerine orada bir üs kurma çalışmasını başlattık, sene 2014. Ve Meclis'ten geçme  sürecini de bu arada onu bitirdik, Meclis'ten de geçti. Fakat ben Katar'da bu  üssü kurarken, kurduktan kısa bir süre sonraydı, Suudi Arabistan'a yaptığım resmi  ziyarette Hadimul Harameyn Şerifeyn'e, yani Salman Bin Abdülaziz'e aynı teklifi  yaptım, dedim ki, eğer uygun bulursanız biz Suudi Arabistan'da da bir üs  kurabiliriz dedim. Bana kendileri o zaman bunu bir değerlendirelim dedi. Tabi o  gün, bugündür oradan herhangi bir şey gelmedi."



 Türkiye'nin Katar'da attığı bu adımın sadece Katar'a yönelik değil,  Körfez'in bütününe, Körfez'in istikrarına yönelik bir adım olduğunu vurgulayan  Erdoğan, "Ve bu çalışma da 2014'te başladı, işin hukuki boyutuyla başladı, daha  sonra oradaki adımlar atıldı ve bir miktar oraya asker gönderildi, şimdi ise  orada teknik incelemeleri yapmak üzere dar kapsamlı bir 3 kişilik heyet ayrıca  gönderildi, onlar da orada bu çalışmaları yerinde inceleyecekler ve ondan sonra  sayı itibariyle oradaki sayıyı daha da arttırarak üssümüzü orada çok daha diyoruz  ki farklı bir konuma getirelim. Ama hedef, dediğim gibi tamamen Körfez'in  bütününe yönelik bir barışın güvenilirliğini sağlamaya yönelik adımdır.?" dedi.



"NATO'DA BERABER OLDUĞUMUZ ÜLKELERE SINĞINIYORLAR



 Cumhurbaşkanı Erdoğan, kendisine FETÖ'nün darbe girişiminin ardından  Batılı ülkelerin Türkiye'de demokratik değerlerin çiğnendiği yönündeki  eleştirileri hatırlatılarak yöneltilen "Türkiye'de otoriter bir rejim mi ortaya  çıkıyor?" şeklindeki soruya "Bir defa, Türkiye'yi otoriter bir rejim olarak  değerlendirenler, özellikle Türkiye'ye karşı saygısızlık yapıyorlar. Önce  Türkiye'ye saygı duymasını öğrensinler." yanıtını verdi.15 Temmuz gecesi Ordu içindeki FETÖ'cü kesimin askeri kılık kıyafete  bürünerek darbe girişiminde bulunduğunu hatırlatan Cumhurbaşkanı Erdoğan, "O  darbe girişiminden sonra Türkiye'yi arayıp Türkiye'deki bu darbe girişiminden  dolayı üzüntülerini bize belli etmeyenlerin, 'Türkiye böyle bir totaliter bir  yapıya doğru mu gidiyor' gibi yaklaşımlarını kabullenmemiz bizim mümkün değil,  kim olursa olsun." dedi.



  Kimsenin Türkiye'ye böyle bir yaklaşımda ve yakıştırmada  bulunamayacağını, bunun çok ciddi bir haksızlık olduğunu söyleyen Cumhurbaşkanı  Erdoğan, "Türkiye'nin yanında olmalarını istediğimiz ülkeler ki bunun içinde NATO  ülkeleri de dahil, maalesef aradan nice haftalar geçtikten sonra bir yerde bize  rastlarlarsa geçmiş olsun demişlerdir. Biz isterdik ki hemen onlar daha ilk gün,  bazı istisnalar var tabi o ayrı, ilk gün hemen arasınlar, örneğin Katar gibi,  örneğin Bahreyn gibi hemen bize geçmiş olsun temennisinde bulunsunlar,  bulunmadılar. NATO'daki dostlar dahi bulunmadılar. Ve bazıları ise buradan kaçıp  sığınanları hala saklıyorlar." diye konuştu.   Darbe girişiminde bulunan askerlerin birçoğunun Yunanistan ve  Almanya'da bulunduğuna dikkati çeken Cumhurbaşkanı Erdoğan, şöyle devam etti:  "Hatta hatta şu anda NATO'da olup da maalesef oraya sığınanlar var.  Şimdi bunu neyle izah edeceğiz? Darbenin içinde darbeci subay veya general  bakıyorsunuz kaçıyor, bizim NATO'da beraber olduğumuz ülkelere sığınıyorlar.  Mesela işte şu anda 10'u aşkın Yunanistan'da var ve bize söyledikleri ne biliyor  musunuz? 'Artık bu yargıda, yargıya biz müdahale edemeyiz.' Böyle bir saçmalık  olur mu? İdari bir karar uygularsın, işi bitirirsin. Niye? Bunlar darbeci. Sen  teröristi niye savunuyorsun? Bu bir terörist, böyle bir teröristi bu ülkenin ne  yapması lazım? Suçluların iadesi anlaşması da aramızda olduğuna göre, sen bunu  bizlere göndermen gerekir, bize vermen gerekir. Bize ver biz yargılayalım, sen  niye yargılıyorsun? O zaman biz sizlerle suçluların iadesi anlaşmasını niye  yaptık? Yani bunu bir defa bizim çok iyi değerlendirmemiz lazım. Maalesef buna  yaklaşmıyorlar. Çünkü işlerine gelmiyor. Türkiye medenidir, Türkiye uluslararası  hukuka riayet eden bir ülkedir ve bizim bu yakıştırmalara kesinlikle taviz verme  gibi de bir derdimiz yoktur."



BİZİM YARGILIZA SAYGI DUYSUNLAR



Cumhurbaşkanı Erdoğan, kendisinin darbe girişiminden istifade ederek  bütün muhalefeti baskı altına aldığı yönündeki iddiaları nasıl değerlendirdiğinin  sorulması üzerine, "Şimdi değerli dostum, bakın bir defa bu yalan haberlere saygı  duymayın. Şimdi bu darbe girişimini biz biliyoruz. Ne yazık ki sizler de gazeteci  olarak bu dezenformasyonu yapan yayınlara kulak veriyorsunuz, onların ağzıyla  hareket ediyorsunuz. Bunun bedelini ödeyen bizim yayınlarımızla, bizim yaptığımız  yayınlarla hareket etmiyorsunuz. Ve şu anda gözaltına alıp tutuklanarak içeri  atılan bütün bu sanıklarla ilgili onları savunmaya giriyorsunuz." ifadesini  kullandı. Bunların birçoğunun darbe girişiminin bizzat içinde olduklarının video  tespitleriyle, fotoğraflarla kanıtlandığına dikkati çeken Cumhurbaşkanı Erdoğan,  "Adamın elinde silah, adam diyor ki, 'ben değilim' diyor. Ne değilsin? İşte  elinde silah. Orada vuruyorsun, şehit ediyorsun. Soruyorum ben size, 249 şehidin  faili kim, 2 bin 193 gazinin faili kim? Yani bu 2 bin 193 gazinin hesabını  sormayacak mıyız, 249 şehidin hesabını sormayacak mıyız? Yapılan iş bu." dedi. FETÖ'nün askeriyenin, polisin, yargının, devletin bütün kurumlarının  içine sızdığını vurgulayan Cumhurbaşkanı Erdoğan, şunları kaydetti: "Şimdi olağanüstü hal ile biz bunun hesabını soruyoruz ve biz bu  temizlik harekatını yapacağız. Bunun için de bir yerlerden icazet almayacağız.  'Yapalım mı, yapmayalım mı' sormayacağız. Bizim kendi hukuk sistemimiz var ya,  onların da kendilerine göre hukuk sistemi var. Avrupa'da bize ne diyor Avrupalı?  Hukuk diyor. Şimdi FETÖ'yü biz Amerika'dan istiyoruz, Amerika vermiyor. Niye  vermiyor? Bakın terörist başı Amerika'da, 400 dönümlük bir arazi ona tahsis  edilmiş veya satılmış, bizi enterese etmez ve sadece yılda 750 milyon dolar  'charter school'lardan elde ettiği para, fazlası var azı yok Amerika'dan. Bu  gerçekler ortada. Böyle bir adamı biz Amerika gibi bir ülkeden istiyoruz, Amerika  hala işte 'yargı' diyor bize. Bize 'yargı' diyenler kusura bakmasınlar, onlar da  bizim yargımıza saygı duysunlar. Yapılan iş bu. Biz kabile devleti değiliz, biz  Türkiye Cumhuriyeti devletiyiz, 80 milyon nüfusumuz var bizim."



  Türkiye'deki her seçimin, demokratız diye geçinen ülkelere örnek  olduğunu vurgulayan Cumhurbaşkanı Erdoğan, "Biz Mısır'daki Sisi gibi işbaşına  gelmiş bir ülke değiliz. Sisi'nin yanında yer alanlar, ne yazık ki Türkiye'nin  yanında hala yer almadılar." diye konuştu.  Türkiye'de daha yeni yüzde 86 katılımla referandum yapıldığını  hatırlatan Cumhurbaşkanı Erdoğan, Türkiye'nin mecbur olmadığı halde referandum  sürecini izlemeleri için AGİT'i çağırdığını vurguladı.



  Erdoğan, şöyle devam etti: "Bütün bunların yanında çok daha önemli bir adım, yüzde 52 ile bu  referandumdan da yeni hükümet sistemi, cumhurbaşkanlığı hükümet sistemi geçti.  Şimdi 2019 Kasım'ından itibaren de yapılacak seçimde artık yeni dönem başlayacak.  Bu yeni hükümet sisteminin maddeleri içerisinde, örneğin şu anda hakimler  savcılarla ilgili birim yeni seçimlerini yaptı, çalışmaya başladı. Bütün bunlarla  beraber yine mesela partili cumhurbaşkanlığı diyorduk, engellenmişti. Şimdi bu  yeni düzenlemeyle o da uygulamaya geçti. Artık ben partimle bütünleştim, partimin  başına geçtim. Kurucusu olduğum partiden istifade etmek durumundaydım  Cumhurbaşkanı adayı olurken. Şimdi ise bu düzenlemeyle yeniden partili  cumhurbaşkanı olarak partimin başına geçmiş bulunuyorum ve artık faaliyetlerine  de bizzat katılıyorum."



 



kaynak:miliyet








Etiketler: En  Ufak  Bir  Taciz  Olursa  Kimseye  Danışmayız  Gereğini  Yaparız    haber

Bu Haberle İlgili Yorumlar

BU KATEGORİDEKİ İLGİNİZİ ÇEKEBİLECEK DİĞER HABERLER